I agree with Terms and Conditions and I've read
    and agree Privacy Policy.

    [wpgdprc "Bu formu kullanarak verilerinizin bu web sitesi tarafından saklanmasını ve işlenmesini kabul etmiş olursunuz."]

    Ziyaret Planlayın

    Bizimle iletişime geçerek ziyaretinizi planlayabilirsiniz.

    Telefon:
    0533 456 68 13

    E-Posta Gönder:
    [email protected]

    ilk seans

    Üç yıl önce Marmara Üniversitesi’nde yüksek lisansımı yaparken başladım çalışmaya. Gelişim alanında çalışmaya çok hevesli olmasam da, birden kendimi gelişimin ağır ilerlediği engelli çocuklar için kurulmuş bir rehabilitasyon merkezinde buldum. Engel gruplarıyla ilgili ayrıntılı bir bilgim olmasa da konuya dair genel bir bilgi birikimim vardı. Okulda sadece tanı kriterlerini ve nasıl bir tablo halinde seyrettiklerini öğrenmiştik. Pratik anlamda yardımcı olacak çok az bilgi vardı kitaplarda. Merkezdeki ilk seansım…14.30’da gelecek dediler. Otistik bir kızmış. Bildiğim bu kadar. Birden bilgisayar ekranı gibi gözümün önüne otizmle ilgili bilgiler dökülüyor. “Otizm, yaşamın ilk üç yılı içinde ortaya çıkan ve yaşam boyu devam eden bir bozukluktur.” Hep böyle mi sürecek demek istiyorlar? Boşa mı kürek çekeceğiz? Nasıl gelişecek bu çocuklar? Saate bakıyorum heyecanlıyım. Nasıl bir çocuk acaba? Bir şeyler okusa mıydım seanstan önce? Kapı çalıyor.  Geldi. 45 dakika beraberiz. Annesinin eline sıkı sıkıya yapışmış. 4 yaşında şirin bir kız çocuğu. Odaya problemsiz çıkıyoruz. Annesinden biraz bilgi aldıktan sonra odada yalnız kalıyoruz. Nasıl başlasam.  Bana bakıyor. Çok hareketli. Elbet ilgisini çekecek bir materyal bulunur. Materyalleri tek tek gösteriyorum. Bak burada ne var? Bakmıyor. İsmini söylüyorum yüksek sesle, yine bakmıyor. “Otistik çocuklar sık göz teması kurmazlar.” Peki nasıl ilgisini çekeceğim? Ne zaman bana bakacak? Yüksek sesle konuşmak hoşuma gitmiyor. Sağır değil ki bu çocuk. Odada konuşmaya başlıyor. Durdurmalı mıyım? “Birçok otistik çocukta hiperaktivite ve dikkat dağınıklığı görülür.” İlaç da kullanıyor ama aşırı hareketli. Bazen takip etmekte zorlanıyorum. Ama biraz önce annesiyle bu kadar hareketli değildi. “Bazen de sadece belli ortam ve durumlar da aşırı hareketlilik görülür.” Anladım. Sanırım bu bana özel bir durum. Umarım böyle devam etmez. “Ne yapacağım?” sorusuna bir türlü yanıt bulamıyorum. Neden kitaplarda bunlar yazmıyor.? Bir sürü cümle kuruyorum. Acaba anladı mı? “Otizm, alıcı ve ifade edici dildeki bozukluklarla karakterizedir.” Kapıya koşuyor. Çıkmak istiyor. İzin vermiyorum. Şiddetli bir şekilde ağlamaya başlıyor. Allah’ım ne işim var burada benim. Ne yapacağım şimdi. Gitmesine izin vermeli miyim, yoksa içeride mi kalmalı? Seansın bitmesine 25 dakika var. İkna çabaları sonuçsuz. Aniden sol bacağımda müthiş bir acı hissediyorum. Bacağımı ısırıyor. ”Otizmde saldırganlık ve kendine zarar verici davranışlar görülebilir.” Bağırıyorum, bırakmıyor. İstifa dilekçem birden gözlerimin önünden geçiyor. Annem demişti “canın yanacak” diye. Sonunda bacağımı kurtarıyorum. Aman Tanrım o da ne? Bu kadar küçük bir bedenden böyle korkunç bir ses çıkar mı? Gelişim derslerini daha iyi takip etmeliydim. 20 dakika kaldı. Sonunda kapıdan ayrılıyor. Ama bu sefer de odadaki oyuncakları yere atmaya başlıyor. O atıyor ben topluyorum. Sonu gelecek mi? Hiçbir yönergeye uymuyor, kontrolü sağlayamıyorum. Bir yeri düzeltirken, başka bir yeri bozuyor. Nasıl göstereceğim kendimi? Ben buradayım beni duy. Duymuyor. Görmüyor. 15 dakika kaldı. İçimden onu yakalayıp kollarımın arasında sımsıkı tutmak geliyor ama yapamıyorum. Etik olur mu? Hastanıza dokunmayın demişti hocam. Dokunmak gerekli mi? Ya rahatsız olursa ve işler daha kötüye giderse? Yoksa rahatsız olacak olan ben miyim? Niye kimse bize karşılaşacağımız problemlerden bahsetmedi? 10 dakika kaldı. Artık müdahale etmiyorum. Kendimizi odaya kilitledik. Sadece izliyorum. Tüm otistikler böyle mi acaba? Kaç seans, kaç gün, kaç yıl buna dayanabilirim? Annelerin işi gerçekten çok zor. Bu alana hiç girmesem mi? Sanırım hayat kitaplardaki gibi değil. Her çocuğun ihtiyacı farklı olsa gerek. Tabi bu ihtiyaçlara çözüm üretmek de bana düşüyor. Bu alanda çalışmaya devam edersem yaratıcılığımın çok gelişeceğine eminim. Aklımda bir sürü soru var. Ne zaman bu davranış problemleri bitecek? Ne zaman birbirimizi anlayacağız? Yaptığım işten tatmin olacak mıyım? Emeğimin karşılığını hemen almam zor görünüyor.  Ya motivasyonum düşerse? Amorti bile kazanamadan sürekli piyango bileti almak gibi bir şey.  Belli mi olur, ya bir gün büyük ikramiye çıkarsa… Seans bitmek üzere. Aşağıya ineceğiz. Annesine ne söyleyeceğim? Ya memnun kalmazlar da bir daha gelmezlerse? Seans bitti. Gideceğimizi söyleyip yanıma çağırıyorum. İnanamıyorum beni duydu. Şimdiden bir amortim var. Gelip elimden tutuyor ve gülerek bana bakıyor. Gülümsüyorum. Aşağıya iniyoruz. Demek ki ikimizin de ikinci bir şansa ihtiyacı var. Uzun ve zorlu bir yolculuğa çıkacağız beraber. Yolun sonunda ne olduğunu tam olarak kestirmek zor. Yürümeye başlamadan yolun sonuna ulaşmak ise imkansız. Bir dahaki seansta görüşmek üzere.

     

    tr_TRTurkish
    en_USEnglish tr_TRTurkish